“Dediler ki: kendisinde boşluk olmayan ne çoğalabilir, ne de bölünebilir.”

…..
Şimdi de geriye bunların her birinin varlığını tanımak kaldı. İnsanlardan bazıları bütün bunların
varlığını ve hatta hareketin varlığını imkânsız gördü.
Mekânsal ve konumsal hareketi geçersiz sayanın çelişkisiyle uğraşmanın, her ne kadar böyle
yapılıyor olsa da, bize çok faydası yoktur. Zira bizi hükmü açık olmayan konularda söylenen görüşlerin
çelişkisini göstermekten alıkoyan bir husus vardır. O da varlığının açıklığı sebebiyle açıklamaya ayrıca
ihtiyaç bırakmayan durumlarda yük altına giremeyecek olmamızdır. Diğer hususa gelince; onun varlığını
açıklığa kavuşturmakla meşgul olmak, üzerinde durulması gereken şeylerdendir.
Bazıları oluşu imkânsız gördü. Onlar toprak, ateş, hava ve su gibi yalın unsurların cevherlerinin
bozuluşa uğramadığını iddia ettiler. Dahası bunlardan hiç birisi (onlara göre) salt kendi doğal haliyle
bulunmayıp, kendisine nispet edilen doğa ile diğer doğaların bileşiminden meydana gelmiş bir halde
bulunur. Bununla birlikte o ancak baskın olan doğaya göre isimlendirilir. Dolayısıyla saf toprak, saf ateş,
saf su veya saf hava yoktur. Aksine bunların her biri hepsinin karışımından oluşur. Bunlardan biri
kendisinde baskın olan unsurdan başka bir unsurun baskın olduğu bir diğeriyle karşılaştığında, karşılaşılan
şeyde baskın olan, bu şeyde mağlup olanla aynı olduğundan, bu mağlup olan (özellik) ortaya çıkar ve açık
hale gelir. Bu açık hale gelme kendisine baskın olana direnmeye ve ona baskın gelmeye yönelik hareketle
olur ve (sonuçta) ona üstünlük sağlar. Bu tarzda hareket edince de baskın olanlar ile mağlupların
toplanmasıyla ortaya çıkmış olan düzene değişiklik ve dönüşüm ârız olur…….
https://gmworldbook.com/wp-content/uploads/2024/02/be7fb-ibn-sina_olus-ve-bozulus.pdf

Bir yanıt yazın